15 Ağustos 2008 Cuma

dost


Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnazatılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir günkurnaz olan arkadaş, diğer arkadaşın yanına giderek işlerininbozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiçkırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu paraylaişlerini düzeltir.
Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider vearkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çokbeğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, nediyeceğini bilemez. Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardırki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.
Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelirben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerinegiderve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona işvermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinedearkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlıbir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimkiyaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir.Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çokzengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.
Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyladostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir günevinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu,kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içerialır karnını doyurur, Kimsesi olmadığınıöğrendiği kadına; Kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve bu evde birlikteyaşayalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiçdüşünmeden kabul eder.
Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendineuygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasılbulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler. Yaşlı kadın onauygun birkız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmelersonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır.Bizimkisikırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz dageldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiyegönderir.
Düğün günü gelir çatar.Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemekisteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya;
-Eskiden çoksevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç paraistedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımıçok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu dakendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim.İşlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak içinkendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. Çok üzüldüm, ama yinedearkadaşıma kızmıyorum. Çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerinekurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
-Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını banaverdi.Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi.Nişanlısınıistememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayatkadınıydı)Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından buşekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden işistedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım,o yüzden iş vermedim.Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmeküzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona benbıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi. Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız da benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.

'Allah' kelimesinin gücü

Hollandalı bir psikolog olan Vander Hoven Kur'an okumanın ve ALLAH kelimesini tekrar etmenin hastalar ve sağlıklı insanlar üzerindeki etkilerini bulduğunu açıkladı.
Hollandalı bilim adamı ve psikolog Vander Hoven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin sırrını bulduğunu açıkladı. Prof. Hoven'in hastalar üzerindeki araştırmasının sonucu ise şöyle.. Hollandalı profesör üç yıldan beri birçok hasta üzerinde araştırma ve çalışmasını yaparak yeni buluşuna ulaştığını söyledi.Hastalarından bazılarının Müslüman olmadığını, bazılarının da Arapça bilmediğini belirten Hoven hastalarına ALLAH kelimesini öğrettiğini söyledi.Alınan sonucun çok mükemmel olduğunu, özellikle depresyon ve tansiyon hastalarında çok daha iyi sonuçlar verdiğini belirtti.
Profesör Haven ALLAH kelimesini oluşturan harflerin psikolojik hastaların üzerindeki etkilerini açıkladı.
—ALLAH kelimesinin ilk harfi olan –A- harfi solunum sisteminden direk çıkıyor ve nefes almayı düzenliyor.
— Damaktan söylenen –L- harfi ise, (Arapçada çıkarıldığı şekilde) dil hafifçe damağın üst kısmına dokunuyor ve çene kısa bir duraklamayla birlikte aynı işlem tekrarlanıyor.(İki –L- harfi olduğu için) Bu işlem nefes alıp vermeyi rahatlatıyor.
— Son harf olan –H- harfi çıkartılırken akciğer ve kalp arasında bir ilişki oluşuyor ve işlem sonucunda kalp atışları düzeliyor.
Bu araştırmayı yapan Hollandalı Profesör Müslüman değil, fakat İslam ilimlerine ilgi duyan ve Kur'an-ı Kerim'in sırlarını araştıran bir psikolog.

İlham veren fikirler

Öfke, dilin beyinden hızlı çalıştığı bir tek durumdur.
Geçmişi değiştiremezsin. Ama gelecek hakkında endişelenerek yaşadığın günü berbat edebilirsin.
Allah, tercihi Kendisine bırakanlara en iyisini verir.
Bütün insanlar aynı dilde gülümser.
Herkesin sevilmeye ihtiyacı vardır. Bilhassa hak etmeyenlerin.
Bir insanın serveti, ebediyete ne kadar harcadığıyla ölçülür.
Gülümseme Allah'ın nurunun yansımasıdır.
Herkesin bir güzelliği vardır. Ama herkes onu göremez.
Ebeveynler, çocuklarına öğrettiği şekilde yaşarlarsa öğretebilmiş olurlar.
Elindekiler için Allah'a şükret. Elde etmek istediklerin için de Allah'a güven.
Kalbini dünün üzüntüleri, yarının endişeleri ile doldurursan, şükredeceğin bugünün olmaz.
Bugün alacağın karar, yarın etkili olacaktır.
Gülmeye de vakit ayır. Gülmek ruhun müziğidir.
Sevgi, karşıtlıklara rağmen birlikteliğe devam etmekle güçlenir.
Keskin balta kemik kırar. Keskin kelime kalbi.
Bir zorluğun üstesinden gelmenin sadece bir yolu vardır: onun üzerine gitmek.
Başımıza gelenleri itirazsız kabul ediyorsak, onun için şükretmeliyiz.
Sevgi, ne kadar çok kişiye bölersek bölelim, azalmayan tek şeydir.
Mutluluk henüz sahip olmadığın diğer şeylerle artar, ama onlara ihtiyacı yoktur.
Birine kızgınlıkla geçirdiğin her saat, bir daha ele geçiremeyeceğin 60 mutlu dakikadır.
Nerede, nasıl ve kime denk gelirse, nasıl yapabiliyorsan öyle yardım et.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Avnî (umulur ki Avnî ona avnî)


Hayat karalamaktı
Sandık ki yazmayı bilen kazanır
Ve zamanı gelince anladık
Karaladıklarınız okunmaya başladığında
Şuurunuz sıradan hale dönmeye başladığında
Sizi gerçek insan yapan asıl gizeminiz yok oluyor

İnsan

Sadece bu işte
Dolaşan korkuluklar
Kargalar alışıncaya dek onları korkutacak kadar insan yalnızca


Bir 'Meksika Sınırı' ilhamı

4 Temmuz 2008 Cuma

Ömer Hayyam'dan

Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana

Bir bahar günü...

•O yıl New York'ta kış, Nisan'ın sonuna kadar uzamıştı. Kör olduğumve yalnız yasadığım için çoğunlukla evde kalmayı yeğledim.Sonunda bir gün soğuk hava gitti; bahar kendini gösterdi. Havacoşkulu bir kokuyla dolmuştu. Arka bahçeye bakan pencereninönünde küçük, neşeli bir kuş devamlı cıvıldıyor, sanki benidışarıya cağırıyordu.Nisan ayının değişken havasını bildiğimden kışlık mantomasarıldım. Fakat havanın değişmesi üzerine yün kaşkolumu, şapka veeldivenlerimi bıraktım. Üc catallı bastonumu alıp neşeylesundurmaya çıktım ve kaldırımın yolunu tuttum. Yüzümü güneşedoğru kaldırıp, onu selamlayan bir gülümseme sundum.Sessiz çıkmaz sokağımızda yürürken kapı komşum "Merhaba" diyerekseslendi ve gideceğim yere götürmeyi teklif etti : "Hayır,teşekkur ederim. Şu bacaklar bütün kış dinlendi. Eklemleriminharekete ihtiyacı var. Bu yüzden yürüyeceğim" diye cevap verdim.Köşeye vardığımda alışkanlıkla durdum. Birinin gelip yeşil ışıkyandığında beni karşıya geçirmesini bekledim. Nedense bu sefer,öncekilere göre daha uzun süre beklemiştim ve hala hiç kimseteklifte bulunmamıştı. Sabırla beklerken, eskiden hatırladığımbir melodiyi mırıldandım; çocukken öğrendiğim "Hoş geldinbahar..." şarkısıydı.Birden güçlü bir erkek sesi konuştu: "Sesinizden çok neşeli birinsan olduğunuzu hissettim. Sizinle caddeyi birlikte geçmeşerefini bağışlar mısınız bana?" Kibarlıkla iltifat görüncegülerek başımı salladım ve duyulabilir bir sesle "Evet" dedim.Kibarca koluma girdi ve birlikte kaldırımdan yola indik. Yavaşçayolun karşısına geçerken, konuşulabilecek en iyi konudan, havadankonuştuk. Adımlarımızı birlikte atarken hangimiz rehber, hangimizyardım alıyor, belli olmuyordu. Yolun karşısına varmamıza az kala ışığınndeğiştiğini anlatırcasina kornalar sabırsızcazca çalınmaya başladı. Kaldırıma çıkmak için birkaç adım daha attık. Ona dönüp, bana eşlik ettiğiiçin teşekkür etmek üzere ağzımı açmıştım ki, ben daha bir şeysöylemeden o konuştu: "Bilmem farkında mısınız? Sizin gibi neşelibir insanla karşıya geçmek benim gibi bir kör icin ne kadarmuhteşem bir şey".O bahar gününü hiç unutmayacağım
• Charlotte Wechler
•‘’Bazen, evrende kendimizi en yalnız hissettiğimizde; sıkıntımızı atlatmak, farklılığımızı ve yalnızlığımızı hafifletmek için, Allah, bize aynadaki aksimiz gibi, bir ikiz gönderir.’’

Benim tavam küçük...


Yaşlı bir adam göl kenarında balık tutuyormuş diğer insanlarla..Yaşlı adam oltasını atmış, beklemiş ve kocaman bir balık çekmiş.. Adam balığı almış eline, nazikçe çıkarmış iğneyi balığın ağzından şöyle bir balığa iyice bakmış ve göle atmış. Yaşlı adamdan başka kimse balık yakalayamıyormuş.Yaşlı adam tekrar oltasını atmış daha kocaman bir balık, adam tekrar balığın ağzından iğneyi nazikçe çıkarmış ve balığa söyle bir etraflıca bakmış ve tekrar göle atmış balığı. Her seferinde daha kocaman balıklar yakalamış yine etraflıca baktıktan sonra balıkları atmış göle.Yanında balık tutanlar artık dayanamamışlar ve adamın yanına gelmişler. "Amcacığım ne yapıyorsun sen demişler biz saatlerdir buradayız tek bir balık bile yakalayamadık.. Sen ise kocaman kocaman balıkları göle tekrar atıyorsun" demişler.. "Neden acaba?" diye sormuşlar. Adam dönmüş kalabalığa ve söyle demiş; "Benim tavam küçük evlatlarım..."

29 Haziran 2008 Pazar

Zahir'den

Bazı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak. Gevşek olanı kesmek. İnsanların hiç kimsenin işaretli kağıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişi olmayı bırak ve şu anda kimsen o ol.

İşte timsahın kardeşi...


NFK

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!

Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Bir başka diyardan...